Ureten Ve Sorgulayan Bir Gençlik İstiyoruz

İbo Mahir Deniz Zafere Kadar izinizdeyiz

6/12/2008 · Kategori: Alinti yazilar

                        Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya, ölümlerinin üzerinden geçen onlarca yıla rağmen, nasıl da gençler! Onları tarihin tozlu sayfalarına gömmeye kalkışanlara inat nasıl da canlı, güncel ve yaşam dolular! Gençlerin ellerinde nasıl bayraklaşıyorlar!
                        Onları asanları, kurşunlatanları, işkencede katledenleri ise kimse savunamıyor bugün. Her biri birer zavallı yaratık olarak, ya sinsice gizleniyor, ya da milyonların öfkesinin altında eziliyor. Adalet mücadelesiyle bu katillerden hesap sormak giderek daha olanaklı ve daha yakıcı hale geliyor.
                        Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin fikirleri, anıları ve mücadeleleri her geçen yıl daha da büyük yığınların bilincine işleniyor. Onların şehit düştüğü yıl dönümleri, onbinlerin sevgi ve ilgisiyle sarmalanıyor. Bu muazzam ilgi, halkımızı derinden saran toplumsal uyanışın bir belirtisi, alameti değil mi? Denizler şahsında halkımızın bayraklaştırdığı, aslında değişim arzusu ve arayışı değil mi?
                        Leş kargaları, akbabalar gibi onların mirasını kendi kirli çıkarları uğruna sahiplenmeye çalışan, onların anısını çarpıtarak bozmaya kalkışanlar da var! Halkımızın tüm değerlerini, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini emperyalizme peşkeş çekmeye dünden razı sözde ‘yurtsever’ özde milliyetçi-faşist kesimler, başı çekiyor bu iç boşaltma yarışında.
                      Deniz’i, Mahir’i bir Kemaliste indirgemeye çalışıyorlar. Onların devrimci olduğunu, sosyalizm ideali uğruna dövüştüklerini belleklerden silmeye çalışıyorlar. ‘68 gençliğinin, '71 devrimci atılımına giden yolda adım adım aştığı Kemalist yanılgıları öne çıkarıyorlar. Denizleri asan Amerikancı faşist ordunun postal yalayıcılığını yapan bu kesimler, sahtekârca Denizleri sahiplenmeye çalışıyor.
                      Bunların karşısında liberaller var. Onlar da Denizleri cuntacı, milliyetçi, hatta Ergenekoncu (!) olarak sunmaya, şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. Denizlerin mücadele içinde aştıkları ordu hakkındaki yanılsamalarını öne çıkarıyor, bugünkü nasyonal faşistlerle Denizleri bir tutmaya çalışıyorlar. Aslında tersinden, onlar da Kemalist ‘ulusalcı’ kesimlerle aynı şeyi söylemiş oluyorlar. Oysa Denizlerin Filistin’de dövüşen, Küba’da devrimi soluyan, Vietnam’da direnişe aşık olan yürekleri, bu çapsız sahtekarlara en net yanıttır.
                     Her iki kesimin anlaştığı bir diğer nokta ise; İbrahim Kaypakkaya’yı yok saymak, görmezden gelmek, unutturmaya çalışmak. İbrahim’in Kürt sorunundaki net duruşu ve Kemalizm’den kopuşması karşısında büyük bir sınıfsal kin ve nefret besliyorlar. Devlet de asla esnemiyor Kaypakkaya’nın anısı karşısında. 18 Mayıs anmalarını terörize etmeye devam ediyor.
                    Denizler, Mahirler ve İbrahimlerin mirası, bugün de yolumuzu aydınlatan bir meşaledir. Kuşkusuz, onları aynen tekrar etmek söz konusu değildir. Nihayetinde bir filizdi onlar, mirasları tabii ki Marksist eleştirel süzgeçten geçirilmelidir. Ancak önemli olan, bu filizin izini sürmektir. Deniz, Mahir ve İbrahim’in açtığı silahlı devrim yolundan yürümeyi sürdürmektir.
                    Dünkü siyasal çizgileri ne olursa olsun, bugün M. Ali Aybarların, Sadun Arenlerin evrimci parlamentarist yolundan yürüyenlerin Denizleri, Mahirleri sahiplenmesinde de derin bir tutarsızlık vardır. Zira bu üç devrimci önderin mirası, onların peşinden silahlı devrim yolunda yürüyen, nice bedeller ödeyen yüzbinlerin mücadeleleriyle bütünleşmiştir. '71, bu topraklarda 37 yıldır sürmekte olan devrimci mücadeleden koparılamaz. Eski dönemde, '71 devrimciliğinin tek bir kanalını sahiplenen sloganlarla anıldı onlar. Bugün, her üç kanalı da kucaklayan, her birinden öğrenen bir görüş açısıyla sahiplenmek gerekiyor, '71’in yıldızlarını. Onların mirasını içerip aşan, ileri yanlarını derinleştirerek bugüne taşıyan, geri yanlarını eleştirerek aşan bir hatta yürümek gerekiyor. Bu yüzden, sadece Denizleri, sadece Mahirleri veya sadece İbrahimleri değil, üçünü birden sahipleniyoruz. 1920 Mustafa Suphi TKP’siyle birlikte, ‘71 devrimci atılımını kökümüz, dayandığımız dolaysız tarih olarak görüyoruz. Devrim ve sosyalizm yolunda, “Zafere kadar” İbo, Mahir ve Deniz’in izindeyiz. 


 Atılım gazetesinin 211. sayısında yer alan Gündem köşesidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Geçmişe Mektup..

6/12/2008 · Kategori: Kendi yazilarim

                        …bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden bir kuşak olarak, mahkeme heyeti olan sizler dahil  HEPİNİZ SUÇLUSUNUZ.Asıl suçlu sizler ve sizler gibi emperyalizme göz yumanlardır…

 

                        Derken bile yolun sonunun ölüm olduğunu biliyordu Deniz. Onlar bu ülke ve bu ülkenin evlatları için gözlerini kırpmadan çarpıştılar ne için? Kim için? 2000’lerin bu acınası gençliği için miydi?  Özür dileriz Deniz , Yusuf, Hüseyin, Mahir, Sinan, Taylan… Hepinizden özür dileriz bizi affedin size layık olamadığımız için bizi affedin biz bizi uyaranlara rağmen içinde bulunduğumuz durumu ve giderek içine düşeceğimiz durumun ne kadar kötü ve acınası olduğunu göremedik…

 

                        Şimdi ki zamandan ve Türkiye’nin durumundan bahsedeyim sizlere biraz Büyük ağabeylerim ve YOLDAŞLARIM;

 

                        Şuan Türkiye kendi için bir şey üretmiyor çünkü bizi seven müttefiklerimiz hele de şu sizin zamanınızdan beri bizi en çok seven AMERİKA bize her şeyi üretiyor, bizim işçilikmiş falan uğraşmamızı istemiyor. Birde hani şu bizim emekçi halkımız vardı ya sürekli çalışan bir ekmek birazda peynir yeter diyenler onlar artık yok. Neden diyeceksiniz doğal olarak çünkü onlara gerek kalmadı müttefikler her şeyi veriyor diye devlet önce çiftçinin önünü kesti çiftçilerde bir şey ekemedikleri için boş topraklarda kahrından öldü emekçilerimiz. Sonra bizim bir zamanlar kamusal şirketlerimiz var sizler hatırlarsınız onları da müttefiklerimiz siz uğraşmayın biz sizin yerinize onları işletir size vergisini veririz dediler ee isteyenin bir yüzü vermeyin iki yüzü kara diye bizde verdik; anlayacağın onlarda yok artık…

 

                        Neyse asıl yazmak istediğim gençlikti tekrar onlara dönelim.O gençlik artık üretmiyor ve sorgulamıyor.Bu nasıl iş yoldaş diyeceksiniz bunlar zaten insan olmanın şartları değil miydi? Diyeceksiniz ama öyle işte.Gençlik artık haksızlıklara göz yumuyor ülkenin satılışını ikinci bir Filistin olacağımızın farkına varamıyor. Beni de en çok bu kahrediyor.Üniversiteler bile bugün aydın birer insan yetiştirmekte zorlanıyor.7 yaşından beri verilmeye başlanan gereksiz bilgiler ve eğitim sistemi yüzünden düşünen ve sorgulayan değil de gereksizi alan ve üretmeyi düşünmeyen bir gençlik yetiştiriliyor. Gençlik bu durumda Düşünen kesimi de bastırıp susmasını istiyorlar.Çünkü onlar asi, isyankar ve vefasız(!).

 

                        İşte böyle bizim durumumuz içinizi kararttım biliyorum.Ama eminim az kaldı yakında bu gençlik gözünü açacak ve biz tekrar eskiden olduğu gibi savaşacağız; Tam Bağımsız Bir Türkiye için Emperyalizmin karşısında duracağız ve BİZ TEKRARDAN O KORKULAN GENÇLİK OLACAĞIZ. 68-78 ateşi tekrardan doğacak buna iniyorum ve bunun için çalışıyoruz…

                                                                  Abdülhamit Pehlivan
                       

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!